ÜÇ UYGULAMA YOLU – 3

Standard

DZOGCHEN – BÜYÜK TAMLIK – BUDA DOĞASI YOLU

Bön geleneğinde, Dzogchen uygulaması en yüksek öğretidir. Dzogchen uygulaması yoluyla kişi bir hayat süresi içinde aydınlanmaya ulaşabilir. Dzogchen (zogçen olarak okunur) iki kelimeden oluşan Tibetçe bir terimdir. İlk kelime ‘Zog’, ikincisi ise ‘Çen’dir. ‘Zog’ tamamlanmış, ‘Çen’ ise büyük-muhteşem anlamına gelir. Dzogchen uygulaması Bön öğretisinde ve Tibet Budizminin Nyingmapa okulunda da yer alır.

Dzogchen, temel, yol ve sonuç olmak üzere üç yönlü olarak açıklanır: “temel” çünkü Dzogchen’in üzerine kurulduğu temel bireyin Buda doğası durumudur; “yol”, çünkü Dzogchen aydınlanmaya giden üstün, dolaysız ve hızlı bir yoldur; ve “sonuç” çünkü Dzogchen ile aydınlanmaya ulaşarak, yanıltıcı samsara çarkında dönüp durmaktan kişinin bir hayat süresi içinde kurtulmasıdır.

Dzogcheni daha iyi anlamak için temel, yol ve sonuç ayrımını daha yakından inceleyelim.

Dzogchen öğretisine göre, her şeyin temelini oluşturan öz boşluktur ve temeldeki bu boşluk doğası hiçlik değil sınırsızlık içeren bir berraklıktır; bilinçde bu temel doğal durumdur(Kunzhi) ve bu temel hem yanılsama içindeki dual zihin (marigpa) için samsaranın, hemde bilgeliğin uyandığı nondual zihin (rigpa) için nirvananın kaynağıdır.

Yol, bireyin aslına ilişkin gerçek bilgiyi elde etmesiyle Dzogchen bakış açısını kazanmak ve meditasyon yoluyla geliştirilen rigpanın akışını tüm varoluşunda sürekli kılarak, gündelik davranış ya da tavırlarımıza ve etkinliklerimize de  yansıtmaktır.

Sonuç, hayat süremiz içinde Buda doğasının etkinleştirilmesi ve hayatımızın sonunda, ölümle birlikte maddi bedenden geriye bir iz kalmadan ve bedenin kendi doğasında bulunan ışığın içinde çözünmesi yoluyla gökkuşağı ya da ışık bedenine ulaşmanın sağlanmasıdır.

Büyük Tamlık: Boşluk, Farkındalık ve Enerji

Büyük Tamlık’da, bireyin temel gerçekliği birbirinden ayrılmaz üç yönden açıklanır: ÖZ: boşluk, DOĞA: nondual farkındalık ve ikisinin birleşmesiyle oluşan ENERJİ.

ÖZ – Boşluk – KUNZHI (MA)
Bütün duyarlı varlıkların asıl temeli boşluktur, her türlü dualite (ikilik-çatışma) ya da koşullanmanın ötesindedir. Bu boşluk hiçliğe, ya da nihilist bir yokluğa işaret etmez. Bu temel, bireyin açık, sınırsız ve berrak, temel varoluşudur, her form bu temelden kaynak bulur.

DOĞA – Farkındalık – RIGPA (BU)
Boşluk, berrak derin mavi bir gökyüzünün enginliğine, farkındalık ise aydınlığına, keskin parlaklığına benzer. Nondual içsel farkındalık her zaman keskin ve canlıdır, ancak bazen gökyüzünün bulutlarla kaplanması gibi farkındalıkta koşullanmalarımız, arzularımız ve yapım-edimlerimizle temel ile olan bağlantısını yitirir, gölgelenir. Ruhsal yolun nihai amacı Buda doğasına ulaşmaktır işte bu aydınlanma’nın ta kendisidir.

Enerji -TSAL
Boşluk ve nondual farkındalığın ayrılmaz birliğinden enerji olarak bilinen, varlığın, nesnelerin ve eylemlerin sonsuz şevkatli görüngüsü ortaya çıkar. Nondual içsel farkındalık geliştiremediğimizde, alışkanlıklar ve  koşullanmalar  veya davranış/düşünme biçimleriyle engellendiği zaman, enerji kendisini gündelik hayatımızdaki olgular şeklinde gösterir, bizde sanki birşey eksik veya yanlışmış gibi bir his içinde bulunuruz. Boşluk ve farkındalık doğrudan deneyimlendiğinde bütün dünyasal olgular, temel enerjilerin sonsuz oyunu şeklinde görünür ve varlık Buda olarak deneyimlenir…

GÜNLÜK YAŞAMDA DZOGPACHENPO OLMAK

Dzogchen, her varlığın Buda olma potansiyelini içinde taşıdığını öne sürer. Ancak doğuştan gelen bu potansiyelimizin genellikle farkında olmayız. Potansiyelimizin farkında olmadığımız için, onu ortaya koyamayız. Farkındalığımızı, şartlanmış doğamıza teslim ederek Buda doğamıza kolayca yüz çeviririz.

Dzogchen uygulaması her anı korkusuzca ve yargılamaksızın, olduğu gibi karşılamaktır. Bunu yapabilmek için sevgi ve şefkat dolu bir yüreğe ve farkındalığımızı sağlayacak bilgeliğe sahip olmalıyız. “Şey”leri olduğu gibi görmekten kaçınarak, zihnimizin doğasıyla gerçek arasına bir duvar örüyoruz. Hayatımızdaki acı ve hoşnutsuzluğun temel nedenlerinden biri budur.

Dzogchen Açık Varoluş uygulamasıdır. Açıklık ve varolmak Dzogchenin esasını oluşturur. Özünde açıklık ve varoluşun birleşmesi yatar. Açıklık, boşluğun doğasını ve  tüm varlıkların birbiriyle bağıntılı doğasını ortaya koyar. Varoluş farkındalığın gerçek doğasını ifade eder. Dzogchen uygulaması ancak onun anlamını yaşayarak içimizdeki ve dışımızdaki dünyaya ilişkin deneyimimizle birleştirirsek, kendiliğinden Buda doğasını açığa çıkartır.

Dzogchen uygulaması yaptığımız zaman, şimdiki anda yaşayarak onun özünü ortaya koyarız. Boşluğa ya da farkındalığa ilişkin kavram ya da anlayışlara sarılmayız. Aksi halde anlayış ya da yargımız zihnimizi yönetmeye başlar onu gerçek doğasından uzaklaştırır. Şartlandırmayla birlikte gelen şiddetli arzu ve yapım-edimlerden kurtulduğumuz zaman, gerçekliği olduğu gibi deneyimleme olanağına sahip oluruz. Dzogchen uygulamasıyla boşluk ve farkındalığın birleşmiş doğasını berraklığı oluşturan Buda zihnini açığa çıkartırız. Boşluk ve farkındalık Buda doğasına kapısız geçittir…

Örneğin, ‘derin dinleme’ ya da ‘tanık olma’ uygulamasında, dinleme eylemi için gerekli açıklık ve farkındalık nitelikleri neler olacaktır? Açıklık, bir başka insanın konuşmasına olanak tanımak için bir boşluk yaratmaktır. Ayrıca duyduğumuz şey için bir uzay yaratmak ve onu yargılarımızla ya da itirazlarımızla baskı altına almamak ve etkilememektir. Dinleyici açık olduğu zaman, konuşan kişiye daha açık olmak için güç verir. Orada bulunma niteliği sürekli bir şeylerle uğraşmak, bir şeylere tepki vermek ya da bir şeyleri düzeltmek zorunda olmadığımıza karar verme yeteneğidir. Bazen olana tanıklık etmek ve her şeyi olduğu gibi bırakmak çok değerlidir. Dzogpachenpo (zogpaçenpo diye okunur – Tibetçe Dzogchen uygulayıcısı anlamına gelir) her duruma dışsal nesne ve istemlerden ya da içsel şartlanmalardan etkilenmeden tanıklık eder. Genellikle rasyonel zihnimiz, sürekli cevaplamamız, öğüt ve tavsiyeler vermemiz ya da başkalarının hatalarını düzeltmemiz gerektiğini düşünür.

Bazen diğer insanların bizi dinlemediği bir durumla karşılaşırız. Sonra da bizi dinlemediği için karşımızdaki kişiyi suçlamaya ya da kendimizi yargılamaya başlarız. Dzogchen uygulaması için bu, psikolojik ve duygusal gereksinmelerimizin karşılanmamasından kaynaklanan temel bir engeldir. Doğuştan gelen bilgeliğimiz ve yargılayıcı olmama yeteneğimizle, kabullenme, bağışlayıcılık, sevgi ve şefkat gibi doğal niteliklerimizle bağlantımızı kaybederiz. Kendimize sormalıyız: İçten bir şefkatle diğer insanın içinde bulunduğu durumu kabullenmek mümkün müdür? Bunu yaptığımızda temel Buda doğamızla bağlantı kurarız. Sevgi dolu ve açık olmayı hayata geçiririz. Bir Dzogpachenpo oluruz.

Bazen görecelilik kurallarına uygun bir dünyada yaşar ve değişmez, mutlak olan dünya için uygulama yaparız. Bu dünyada yaşarız ve cennet için dua ederiz. Dzogchen uygulaması hem görecelik dünyası – mutlaklık dünyası ya da dünya – ahiret gibi aşırı uçlara varan kavrayışlardan uzak durmamızı sağlar. Zogpaçenpo için bu iki uç birbirinden o kadar ayrı değildir. İkisi de birdir. Dzogchen uygulaması görece olanın içindeki mutlak doğayı kavramamızı sağlar, böylece görece olanın gemisini yürütürken mutlak gerçeği arayarak dolaşıp durmayız.

Hayata karşı, kendi güvensizliğimiz ya da kibirimizden, geçmişteki hoşnutsuzluk veren deneyimlerden ya da geleceğe ilişkin tasarılardan kaynaklanan pek çok beklentiyle doluyuz. Bu beklentiler bizim açıklığımızı, farkında olma ve ortaya çıkan her durumu kabullenme yeteneğimizi sınırlar.  Dzogchen de açıklık ve farkındalığa vurgu yapılır. Karşılaştığımız pek çok durum beklenmedik durumlar olabilir ve onlara hazırlıklı olmayabiliriz. Sonuç olarak, gerçekleştikleri sırada bu durumların ya da üzerimizdeki etkilerinin tamamen farkında olmayız. Bizi gergin ya da sarsılmış tepkiler vermeye ve karşı karşıya olduğumuz durumdan kendimizi ayırmaya iten, zihnimizin dengesizliği ile birlikte bu farkındalık eksikliğidir. Gündelik hayatın bu küçük olayları ciddi biçimde stres, bitkinlik, korku ve endişe uyandırabilir ve kendimizi rahatsız ya da incinmiş hisstememize yol açabilir. Bazen kendimizi bir olay yüzünden o kadar rahatsız hissederiz ki, konrtolümüzü kaybeder ve zihnimizin bilgeliğiyle, kalbimizin şefkatiyle bağımız kopar. Kendimizi yargılama, suçlama, haklı çıkarma ve suçluluk duygusuyla kendimiz ve başkaları için her şeyi olduğundan kötü bir hale sokarız. Zihnimiz dönüp dolaşıp içinde bulunduğumuz durumakarşı bir tepki olarak ortaya çıkan soyut olumsuz duygularımızın tutsağı olur. Bu tür tepkileri farketmeme eğiliminde olduğumuz için, çok önemli olmadıklarını düşünebilir ya da kendimizi güvende ve korunaklı hissedebilmek için bu tür tepkilere sıkı sıkıya sarılabiliriz. Korunma içgüdüsü o kadar güçlü olabilir ki, farkındalığı tamamen gölgeleyebilir. Yine de bu küçük, olumsuz tepkilerin ve onların bizde yarattığı bilinçsiz alışkanlık ya da şartlanmaların toplamı bizi Buda doğamızdan ayıran şeydir.

Diğer yandan, farkındalık zihnimizi berrak tutmamızı ve olup bitenleri açıkça görmemizi sağlar. Derine inen bilgelik formundaki farkındalık tepki verme sürecinde içimizde bulunan bozucu itkileri aşarak geçer. Güvenli olmayan şartlanmalardan ve bilgece olmayan şefkatlilikten de bizi korur. Bir duruma şefkat göstererek tepki verdiğimizde de gerilim ya da acı yaşayabiliriz. Bir başka kişinin acı çektiğini gördüğümüzde kendimizi hırpalayabilir ve acıyı hayatımıza davet edebiliriz. Bu durumda şefkatimiz bilgelikle desteklenmemiştir. Bilgelikten çok güvensizliklerimize yaslanmıştır. Şefkat güvensizliği temel aldığında bir başkasına karşı hissettiğimiz gerçek şefkat değil, kendi şartlanmalarımızın bir ifadesi olur. Farkındalık eksikliğiyle yaptığımız her şey bozucu itkilerimizi güçlendirir. Gerçekliği olduğu gibi görmemize engel olur.

Dzogchen her gün, her saat, her an onbinlerce şeyin nasıl dikkatimizi dağıttığını bize öğretir. Duyularımızla algıladığımız pek çok şey, örneğin dış dünyadaki nesneler bizi fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak etkiler. Bunlardan bazıları sarsıcı, bazıları haz verici, bazıları neşelendiricidir. Şartlanmış insan doğasının eğilimi sadece güzel, rahatlık verici ve tanıdık olan şeyleri çekici bulmaya yol açar. Ancak bizi rahatsız eden bir şey varsa farklı tepki gösteriririz. Bu bir kişinin davranış şekli, birinin bize ilgilenmediğimiz ya da o anki duygu durumumuzla bağdaşmayan bir şey söylemesi olabilir. Ya da hoşnutsuzluk verici bir görüntü, koku, tat ya da dokunuş olabilir. Duyularımız aracılığıyla ya da zihinsel olarak rahatsızlık verici bir algıyla karşılaştığımızda bu bizi gerilime sokar. Dzogchen uygulaması an içinde korku ya da gerilimden uzak yaşamaya hazırlar.

Dzogchen açık bir varoluş ya da kendini özgürleştirme uygulamasıdır. Her anın verdiği acı veya hoşnutsuzluktan kendimizi özgürleştirme potansiyelimizdir. Kişisel özgürleşmenin temelinde, hayatımızda karşılaştığımız her duruma yanılsama içinde olmaktan ya da bozucu itkilerden kaynaklanan tepkiler yerine, zihnimizin asıl doğasından kaynaklanan tepkiler vermeyi nasıl başaracağımız sorusunun cevabı yer alır. Dzogchen uygulaması her şeyi olduğu gibi bırakma gücünü kazanmamızı sağlar. Her şeyi olduğu gibi bıraktığımızda onlara kendi gerçek doğalarını ortaya koymaları için bir fırsat veririz. Onların değişmelerine, gerçek kimliklerini ortyay koymalarına izin vermiş oluruz. Bu bizim yargılamadan anlayan ve kendimizin de başkalarının da neye ihtiyaç duyduğunu anlayan dengeli farkındalığımızdır. O anda sözkonusu ihtiyacı karşılama olanağımız olmasa bile, şefkatli, sevgi dolu, kabullenici ve bağışlayıcı kalmayı başarabiliriz. Farkındalıkla temas halinde olmanın gücü acı ve hoşnutsuzluğu yaratan koşulların ortaya çıkma olasılığını en aza indirir.

Şartlanmamız yüzünden “şey”lerin kendi doğalarını ortaya koymalarını, kendiliklerinden oldukları gibi varolmalarını engelleme eğiliminde oluruz. Bu durdurma eğilimi yüzünden şefkat ve bilgeliğimizin başkalarına açıkça ulaşması mümkün olmaz. Dzogchen uygulamasında bilgeliğimiz berrak bir şekilde ortaya çıkar. Berraklık dikkatimiz dağılmadan durumun farkında olmamızı sağlar. Ve şefkatimiz ortaya çıkan her durumda ılımlı ve rahat olmamızı sağlayarak dengemizi korur. Eğer hem bilgelik hem de şefkat birlikteyse, tercihlerimizle yönlendirilmeden içinde bulunduğumuz duruma en uygun kararı verebiliriz.

Bazen üzülmemize ya da korkmamıza yol açan durumlarla karşılaşırız. Belirli bir durum ya da koşulda incindiğimizi hissederiz. Örneğin, arkadaşımız ya da eşimizin bize öfkelendiği bir durumla karşılaşabiliriz. Dzogchen uygulaması durumun tam anlamıyla gözden geçirilerek farkına varılmasını içerir. Eğer arkadaşınız size kızgınsa, dengeli ve açık bir şekilde bunu anlar ve farkındalığınızı buna yönlendirirsiniz. Dengeli olmak zihnimizin içinde bulunduğu durumu, duygularımızı ve yaşadığımız olayı incelememize yardımcı olur.  Berraklık sevgi ve şefkati ortaya koymamız için gereken gücü verir. O anda sevgi ve şefkatimizden güç alarak arkadaşımızı bağışlamamız ya da durumu kabullenmemiz mümkündür. Eğer farkındalık ya da berraklık ile durumu ele alırsak, belki arkadaşımıza ya da duruma karşı duyduğumuz koşulsuz sevgi, tepki verme şeklimizde ortaya çıkıp ifadesini bulabilir. Hayatımızın o anında gerekli olan her neyse ortaya çıkacaktır. Kendimizi karmaşadan uzak ve güvende hissettiğimizde enerji dinginleşir. Her şey farkındalık alanına yönelir ve bu da bizi ustalıklı olmayan tepkiler vermekten korur. Yaşadığımız olayı Açık Varoluş durumunda ele almak, içinde bulunduğumuz koşullarla daha ustalıklı bir şekilde yüzleşmemizi sağlar. Bu Büyük Tamlığa giden yoldur.

Dzogchen uygulaması bize öfke, depresyon, korku ya da neşe olsun, yaşadığımız hiç bir duygunun zihnimizin gerçek doğasından ayrı olmadığının farkına varmamızı sağlayacak güçte bir berraklık kazandırır. Bu farkına varış bilgeliktir. Her şeyi kendiliğinden oluşu içinde özgür bırakabilmek için bize güç verir. Bu yetenek, duygularımızı yargılama ya da çarpıtma yönündeki bilinçsiz şartlanmamızı azaltır. Duygularımızı kabul ederiz. O anda ne hissettiğimizin farkına varır ve tam orada dururuz. Bu duygunun hayatımızı yönlendirmesine izin vermeyiz. Onun zihnimizin gerçek doğasını gölgelemesine ve önümüzde bir engel oluşturmasına izin vermeyiz. Hissettiğimiz her neyse onunla barışık oluruz. Eğer hayal kırıklığına uğramış hissediyorsak, bu öfkeye yol açabilir. Eğer öfkeli hissediyorsak, bu kine ya da depresyona yol açabilir. Buna gerek yoktur. Duygularımızı kabullenebiliyorsak, kişisel özgürleşmenin temelini ortaya koyuyoruz demektir. Her şeyi olduğu gibi bırakıyoruz demektir. Bir Dzogpachenpo olmak için gereken şartları oluşturuyoruz. Doğaları gereği, her şey kendiliğinden olur, kendini aydınlatır ve kendiliğinden yok olur. Gelir ve gider. Sonsuza kadar varolmaz. Ancak bu sadece “şey”lerin kendi doğal oluşlarını ortaya koymalarına izin verirsek mümkündür, sürekli bir yapım-edim müdahale içerisinde olmak, zihnin en büyük tuzağı, hayatımızdaki dualitelerin kaynağıdır…

Eğer duygularımızın zihnimizin doğasından ayrı olmadığını kabul edersek, iyileştirici bilgeliğmizle temasa geçmemiz mümkün olur. İyileştirici bilgeliğimiz, en baştan beri varolan kendimizi iyileştirme ve acı dan ve hoşnutsuzluktan kurtulma potansiyelimizdir.  Hepimiz bu potansiyele sahibiz. Boşluk hiç bir şeyin sonsuza kadar varolamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Farkındalık bizi bu gerçeğe yönlendirir ve bunu deneyimlememizi sağlar. Bu ikisinin birleşmesi, berraklık, ustalıkla hareket etmemizi sağlar. Aynı zamanda, gündelik yaşamımızın süregiden gereklilikleriyle rahatlık ve sevinç içinde başa çıkmamızı sağlayacak gücü de kazanmamıza yardımcı olur.

Tüm bu üçleme adresinden alınmıştır.
Metnin yazarı Sn. Tenzin Jigmey’e sonsuz teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s