Zen Tarihi – 7

Standard

Tapınaktaki yedi yüzden fazla rahip arasında en yaşlı, en gözde olanı başrahip Shen-hsiu’ydu

(Shinshû). Herkes pirlik görevinin ona düşeceğinden o kadar emindi ki, ondan başka hiç kimse bir şiir yazmaya girişmedi bile. Shen-hsiu uzun uzun düşündükten sonra bir dörtlük yazdı, ama bir türlü cesaretini toplayıp onu ustası Hung-jen’e veremedi. Dört gün boyunca sürekli olarak şiirini ustasına götürmeye çalıştı, ama bunu yapamadı. Sonunda gece yarısını bekleyerek kimseye görünmemek için karanlıkta gizlice Hung-jen’in kaldığı odanın karşısındaki duvara gitti ve şiirini oraya yazdı. Dörtlük şöyleydi:

 

Beden benzer bilgelik ağacına

Zihinse aynı parlak bir ayna

Onu sürekli silmek gerek ki

Üzeri hiç toz tutmaya

 

Shen-hsiu sabaha kadar ustasının dörtlüğünü beğenip beğenmeyeceğini düşündü, gözüne bir damla olsun uyku girmedi. Hung-jen ertesi gün dörtlüğü görüp okudu. Ama Shen-hsiu’nun daha gerekli olgunluğa ermedigini zaten biliyordu. Ona daha pirliği haketmediğini söyledi, ama yine de dörtlüğün duvarda kalmasını ve diğer rahiplerin onu okumalarını istedi. Şiiri okuyan rahipler onu çok beğendiler, hepsi de Shen-hsiu’nun pirliği adamakıllı sağlama aldığına inandılar.

 

Bundan iki gün sonra, genç bir rahip Huineng’in pirinç öğüttügü yerden geçerken Shen-hsiu’-

nun dörtlüğünü okudu. Dörtlüğü duyan Hui-neng, bunu yazanın daha buddha’lığa ermemiş birisi olduğunu hemen anladı. O gece yanına genç bir rahibi alarak dörtlüğün olduğu yere gitti. Okuma yazma bilmediği için rahipten söylediği dörtlüğü duvara yazmasını istedi. Hui-neng’in dörtlüğü şöyleydi:

 

Bilgeliğin özünde ne ağaç var

Ne de parlak bir ayna var

Aslında bir tek şey bile yok

Nereye konacak ki tozlar?

 

Tapınaktaki rahipler ertesi sabah bu dörtlüğü okudukları zaman çok şaşırdılar, kimse o güne kadar bir kenarda kendi haline duran basit bir aşçı yamağından böyle güzel bir şiir beklemiyordu. Herkes dörtlüğün olduğu yere toplandı ve Hui-neng’i övdü. Hung-jen dörtlüğü okuyunca onun ulaşmış olduğu anlayışın derinliğini daha da iyi anladı ama Hui-neng’i kıskanç kişilerin zararından korumak için ayakkabısının altıyla dörtlüğü duvardan sildi. Hung-jen tapınaktaki rahiplerin bu görünüşte genç ve fazla bir bilgisi olmayan aşçı yamağının pir olmasını kabul etmeyeceklerini biliyordu. Onun için ertesi gün Hui-neng’e gece olunca gizlice odasına gelmesini söyledi. Hung-jen gece boyu Hui-neng’le birlikte Elmas Sûtra’yı okudu ve sûtra’nın taşıdığı derin anlamları ona açıkladı. Bu sırada Hung-jen’in okuduğu bir söz Hui-neng’in satori’ye ermesine neden oldu. Hung-jen pirlik simgesi olan kâseyle cübbeyi Hui-neng’e verdi, ama bunları kendisinden sonra kimseye devretmemesini öğütledi. Böylece Hui-neng altıncı ve son Zen piri oldu.

 

Hui-neng daha Budacı rahipliğe bile kabul edilmemişti, sadece tapınakta kalıp çalışmasına izin

verilmişti. Tapınaktaki rahiplerin çoğu, pirliğin onun gibi basit bir asçı yamağına devredilmesini anlayacak olgunlukta değildi. Bunun için Hung-jen Hui-neng’e tapınağı derhal gizlice terkederek güneye gitmesini söyledi. Ona pirliğini hemen açığa vurmamasını, birkaç yıl bekledikten sonra kendi okulunu açmasını öğütledi. Hui-neng o gece tapınaktan ayrıldı.

 

İki ay boyunca güneye giden Hui-neng bir dağ geçidine geldiğinde yüzlerce rahipten oluşan bir kalabalığın kâseyle cübbeyi ondan geri almak için kendisini takip ettiğini gördü. Başlarında Hui-ming adında bir rahip vardı. Sonunda rahipler Hui-neng’e yetiştiler, Hui-neng kâseyle cübbeyi oradaki bir kayanın üstüne bıraktı ve şöyle dedi: “Bu cübbe sadece bir simge. Onu zorla almak neye yarar ki? Ama yine de almak istiyorsan al.” Hui-ming kâseyle cübbeyi kayanın üstünden almaya çalıştı ama boşuna, ikisi de bir dağ kadar ağırdı! Hui-ming yerinden

kaldıramadı onları. Bunun üzerine yaptığı hatayı anladı, korkudan titreyerek, “Aziz kardeşim, ben buraya cübbeyi değil öğretiyi almaya geldim,” dedi. Hui-neng ona şöyle yanıt verdi: “Eğer öğretiyi almak için geldiysen her türlü düşünceyi bir yana bırak ve zihnini boş tut. O zaman sana istediğin şeyi öğretebilirim.” Hui-ming uzun bir süre durup zihnini iyice sakinleştirdi. Sonra Hui-neng ona, “Ne iyiyi ne de kötüyü düşünme, şu anda gerçek yüzünü, sen daha doğmadan önceki asıl yüzünü gör.” diyerek ondan asıl doğasını, yani buddha doğasını görmesini istedi. Huiming bu sözleri duyar duymaz bir aydınlanma deneyimi yaşadı. Yaşadığı deneyimin etkisiyle gözyaşları ve ter içinde kalan Hui-ming, “Bu anlamlı sözlerin arkasında ayrıca gizli bir anlam var mı?” diye sordu. Hui-neng ona şu yanıtı verdi: “Sana söylediğim şeyde gizli olan bir şey yok. Eğer kendi özüne bakar ve daha dünya bile var olmadan önceki kendi yüzünü görebilirsen, gizli olanın kendi içinde olduğunu anlarsın.”

 

Hui-neng bu sözleriyle Zen öğretisine yeni bir yaklaşım getirmiş oldu. O zamana kadar Zen’de hem öğreti hem de yöntem açısından belirgin bir Hint Budacılığı etkisi hakimdi. Sûtra’lardan alınan anlaşılması zor sözler sıkça kullanılıyor, “Sen buddha’sın,” “Sen ve buddha birsiniz,” “Buddha senin içinde yaşıyor,” gibi fazlasıyla soyut ve kavramsal kalan, kafa karıştıran laflar sık sık duyuluyordu. Hui-neng’se Zen öğretisini bu kalıplardan tümüyle kurtararak kendine özgü bir biçimde ifade ediyordu: gerçek yüzünü görmek. Gerçek yüz, ya da asıl yüz (honrai no men- Zen’in temel amacı kişinin kendi doğasını görmesi (kenshõ) ve böylelikle aydınlanmaya ulaşmasıydı.  Hui-neng’in öğrenim ve felsefe tarafından bozulmamış bu basit yaklaşımı tümüyle somuttu, gizli olan bir şey yoktu. Onun Zen’i doğrudan, sade ve yalındı. Kişinin tek yapması gereken şey kendi benliğinin derinliklerine inip gerçek doğasını tanımaktı.

Hui-neng bu olaydan sonra bir süre daha onu cezalandırmak isteyenlerden kaçıp saklanmak zorunda kaldı. Beşinci pir Hung-jen pirliği ona devrettikten kısa bir süre sonra öldüğü halde, Hui-neng gözden uzak kalmak için on beş yıl boyunca bir grup avcıyla birlikte yaşadı. 39 yaşına geldiğinde artık ustasından aldığı öğretiyi yayma zamanının geldiğine karar vererek güneyde kendi okulunu açtı. Ünü kısa sürede çevreye yayıldı, binlerce öğrenci yetiştirdi. Hui-neng 76 yaşında, T’ang Hanedanı’nın en görkemli döneminde, Çin kültürünün en parlak günlerini yaşadığı bir zamanda öldü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s