Sudaki Ay – 1

Standard

Insanla evren bir yaprağın iki yüzü gibidir, birbirinden ayrılamaz. Ama gel gör ki iki sevgili birbirine düşman olmuş! Insanla evren sevgiyi bırakmış, düşmanlık içinde birbirini yemede. Insanoğlu altınıyla, gümüşüyle, madeniyle, suyuyla ve toprağıyla dünyamızı yeme, içme ve giymeyle bitirmeye çalışıyor. Sevgilisi olması gereken dünyayı altüst ediyor. Dünya ve toprak ise insanoğlunu yiyor. Sanki ikisi de düşmanca birbirlerini yiyor ve ikisi de doymak bilmiyor. Kimse bu tersliğin farkında değil.

Insanla evrenin düşman değil dost olduğunu, iki sevgili olduğunu anlayan, onlarda bir yaprağın iki yüzünü gören kişi uyumu, mutluluğu, iç huzurunu bulur.

Ama çoğumuz kalıcı bir mutluluktan, iç huzurundan uzağız. Kimimiz esiri olmuşuz şu  dünyanın, kimimiz de efendisi olmaya çabalıyoruz. Halbuki bakın eski zamanların insanı nasıl yaşarmış:

Bir zamanların gerçek insanı yaşama dört elle sarılmaz,

ölümden de korkmazdı. Fazla keyiflenmeden gelir, sorun

çıkarmadan da giderdi. Bir bakarsın gelmiş, bir bakarsın

gitmiş. Hepsi bu kadar… Nereden başladığını unutmaz,

nereye gideceğini öğrenmeye çalışmazdı. Kendisine verilenle

yetinip keyfini çıkarmayı, sonradan da uzatmadan

geri vermeyi bilirdi.

Taocu bilge Chuangtzu

Peki, ya modern dünyanın modern insanları olan biz? Hemen hepimiz bunun tam tersi bir yaşam sürmedeyiz. Ne gelişimiz öyle rahat ne de gidişimiz huzurlu oluyor bugünlerde. Hayat denilen koşuşturmacaya bir kaptırdık mı paçamızı pek öyle keyfini de çıkaramıyoruz elde ettiklerimizin. Hayyam’ın şu rubaisinde yakındığı gibi, dünyaya gelişimizden, gidişimizden amaç ne bilmiyoruz:

Hiç istemedim, saldı beni dünyaya

Şaşkınlığım artırdı hayat her anda

Amaç ne gelişten, bu kalıştan bilmem

Hem istemeden gel, yine çek git oraya

Niye geldik, niye yaşıyoruz bilmek istiyoruz. Şu hayatın neliğini sorup bir anlam bulmaya çalışıyoruz. Arıyoruz… Hepimiz kendimizce bir şeyleri arıyoruz… Ama çoğumuz bulamıyoruz. Bulamıyoruz da koca bir hayat öyle heba olup geçip gidiyor. Aradıklarını bulamamanın acılığıyla, burukluğuyla dolu bir yaşlılık gelip çöküyor, sonra da ufukta görünen ölüm.

Halbuki aranan uzakta değil! Gidilecek, varılacak bir yer de yok. Hepsi burada, hemen şuracıkta.

Arayan, aradığı nisbette ayrı düştü. Aradığını varmak istediği yere beraberinde taşıdığından, onun kazancı sadece çektiği zahmet oldu.

Bir tasavvuf ehli

Yakında olduğunu bilmezler de onu uzakta ararlar.

Ne kadar yazık!

Zen ustası Hakuin

Herkes kendinden kendine giden bir yolda yürümede.

Herkesin yürüdüğü Yol birdir aslında. Aslında yollar insanın kendinden kendine gider hep. Başka bir yere götürmez yollar, insanın kendinden gayrıya çıkmaz… Yollar gitmez ama, yürüyeni dağla, taşla, toprakla, suyla, ağaçla kavuşturur.

Yollar hep bir! Çünkü buraya insanın etle kemikten, başla ayaktan fazlası olduğunu, ruhumuzun tenden öteye, “ben” dediğimiz şeyin ötesine uzandığını; dağlara, ırmaklara dokunduğunu, bir ucunun göklerde olduğunu, bir ucunun okyanuslara daldığını görmeye geldik. Evren bildiğimizden, yaşamın özünden, her yerden, her şeyden ayrı olmadığımızı hatırlamak için geldik. Olan hiçbir şeyin bizden ayrı olmadığını bilmeye geldik. Bizim “var”ımızdan başka “var” olmadığını, evreninkinden başka “ben” olmadığını anlamaya geldik. Evrenle, yaşamla bir olduğumuzu görmeye geldik.

Bunu görmek için ne yapmalı? Ne yana bakmalı? Evren her yerde ama yol gitmeden bulunmaz evren. Yol yürümeden dokunamazsın hayata… sonsuzluğa.

Ama aşılan dağlar, geçilen çöller, yürünen yol, gidilen yer de değil asıl olan. Önemli olan yürümektir, gitmektir. Yoksa ha doğuya gitmişsin ha batıya, hiç farketmez. Gidilecek yer aslında uzakta değil, hemen şuracıkta, ama… Hiç geçilmemiş yollardan geçmek, hiç kalınmamış hanlarda konaklamak, kimsenin gitmediği ıssız sokaklarda yürümek, viranelerde gecelemek, ve sonunda düşlerden uyanmak gerek.

Sevgili okur, gel sen de şu düşünden uyan. Sen bu dünyayı yutamazsan, hak edemezsen, bilmiş ol ki bu dünya zaten seni yutar. Onun için iyisi mi var sen de şu evrenle olan ilişkini bir doğrult. Evrenden ayrı, gayrı olduğun düşüncesini unut. Bir gece tek başına çayıra, çimene git otur. Sırtını bir ağaca yasla, kaldır başını bak gökyüzüne. Ve seyreyle…

Gâh çıkarım gökyüzüne

Seyrederim alemi

Gâh inerim yeryüzüne

Seyreder alem beni

Nesimi

KlanNews Dergisinde yayınlanmıştır.

Yazarı: İlhan Ermete

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s