Gnostisizm – 1

Standard

Gnostisizmin Olası Kökenleri ve Temel Özellikleri

Gnostisizm “bilgi ile kurtuluş” öğretisidir. Gnosis sözcüğünün etimolojisine dayanan bu tanım, oldukça tutarlı olmasına karşın, Gnostik düşünce dizgelerinin çeşitli özellikleri arasından yalnızca tek bir tanesini dikkate almaktadır. Ne var ki ele alınan bu özellik, Gnostisizmin en temel niteliklerindendir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve neredeyse tüm pagan inanç dizgeleri, ruhun kurtuluşunun Yüce Tanrısal Güce akıl ve irade ile boyun eğmekle, yani iman ve ibadet ile sağlanacağını öngörmüşlerdir. Oysa Gnostisizmin dikkat çekici farklılığı, ruhun kurtuluşunun evren gizemlerinin bilgisine “sezgi” ile ulaşmakla ve bu bilgiyi açıklayan büyülü formülleri öğrenmekle sağlanacağını varsaymasıdır. Gnostikler “bilen kişiler”dir ve bilgileri onları tüm varlıklar arasında üstün kılmakta, bilgisizlere oranla geçmiş ve gelecekte temelden farklı bir statü sahibi olmalarını sağlamaktadır.

Gnostisizm aslında kolektif bir nitelendirmedir ve öğretileri birbirinden oldukça farklı olabilen çok sayıdaki “idealist-kamutanrıcı” mezhep ve tarikatları topluca belirtmek için kullanılmıştır. Bu gruplar, Isa’dan önceki dönemlerden yaklaşık V. yüzyıla kadar etkin olmuşlardı. Dönemin belli başlı dinlerinin, özellikle Hıristiyanlığın, söylem ve ilkelerini kendilerine uyarlamışlardı. Maddeyi tinin bozulmuş biçimi ve tüm evreni Tanrının niteliksizleşmesi olarak görürlerdi. Her varlığın temel amacının maddenin kabalığından sıyrılmak ve Yaratıcı Tine geri dönmek olduğunu öğretirlerdi. Bu geri dönüşün Tanrı tarafından gönderilen bir “Kurtarıcı” sayesinde başlayacağını ve kolaylaşacağını ileri sürerlerdi.

Bu tanımlar ne denli yetersiz olsalar da, Gnostik akımların çeşitliliği, belirsizliği ve karmaşıklığı daha anlamlı ve tatmin edici bir tanım getirmeye izin vermemektedir. Üstelik bir çok araştırmacı, Gnostik akımlara genel bir tanım getirme çabasını boşa harcanacak emek olarak görmektedirler.

Kökenler Sorunu

Gnostisizmin kökenleri üzerinde uzun süredir tartışılmakta ve araştırmalar hâlâ sürmektedir. Konu derinlemesine araştırıldıkça, Gnostisizmin kökenleri geçmişte daha gerilere  gitmektedir.

Önceleri Hıristiyanlığın bozulmuş bir türü olarak değerlendirilmesine karşın, günümüzde Gnostik akımların ilk izlerinin Isa’dan önceki yüzyıllarda olduğu kanıtlanmıştır. Hindistan dinleri ile bağlantısı kanıtlanmaya çalışılmış, anavatanı olarak Suriye ve Finike belirtilmiş, Mazdeizm ile ilişkileri araştırılmış, Platon felsefesi ve Helen Gizem Dinlerinin etkisinde olduğu ileri sürülmüştür. Hıristiyan inançlarının Helenleştirilmesi biçiminde de tanımlanmıştır.

Son yüzyıllarda araştırmacılar Gnostisizmin, Hıristiyanlık öncesi Doğu kökenleri üzerinde yoğunlaşmışlardır. Berlin’de 1882’de yapılan Beşinci Oryantalistler Kongresinde Kessler, Gnostisizm ile Babil dini arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir. Ancak burada sözü edilen özgün Babil dini olmayıp, Cyrus’un fethinden sonra ortaya çıkan senkretik Babil sürülmüştür. 1889 Yılında Brandt’ın “Manden Dini” (Mandiaische Religion) adlı kitabı yayınlanmıştır. Manden dini öylesine şaşmaz bir biçimde Gnostik nitelikler göstermektedir ki, artık Gnostisizmin Hıristiyanlıktan önce ve bağımsız olarak varolduğuna kuşku kalmamıştır. 1897 Yılında Wilhelm Anz, Gnostik kuramlar ile Babilonya Astrolojisi arasındaki benzerlikleri vurgulamıştır. Diğer taraftan Friedlander 1898 yılında Gnostisizmin köklerini Hıristiyanlık öncesi Yahudilikte aramıştır. Bir çok araştırmacı Gnostik öğretilerin kaynağının Helen dünyasında, özellikle Iskenderiye’de bulunduğunu ileri sürmüştür. Joel, tüm Gnostik düşüncelerin tohumunun Platon’da bulunduğunu kanıtlamaya kalkışmıştır. Bu yaklaşım bir abartı olarak görülse de, Gnostisizmin doğuşunda ve özellikle gelişmesinde Helen etkilerinin varlığı reddedilemez. Hermetik literatürde Gnostisizme fazlasıyla yakın düşen özellikler vardır. Bu bakımdan Gnostisizmin kökenlerinin eski Mısır’da olduğu da sıkça savunulmuştur. Plotinus’un felsefesi ile Gnostisizm arasındaki bağlantı ise 1902 yılında Schmitd tarafından ortaya atılmıştır. Elde bulunan Gnostik metinlerin hemen tümünün Kıpti kaynaklı olması, Iskenderiyeli Plotinus’un düşüncelerinin en azından Hıristiyan Gnostisizminin gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Öte yandan Helen Gizem Dinleri ile ezoterik Gnostisizm arasında da bir çok benzerlikler vardır. Ancak Helen GizemDinlerinin ne ölçüde doğrudan Helen düşüncesinin ürünü olduklarını da bilmemiz bugün için olası değildir.

Gnostisizmin kökenleri hâlâ koyu karanlıkta bulunmasına karşın, bir çok araştırmacının birleşik çabaları bu sorunu öylesine aydınlatabilmiştir ki, artık şu kesinlik taşımayan sonucu sunabilmek olasıdır: ilk bakışta Gnostisizm, ilkçağdaki tüm dinsel dizgelerin özensiz bir bileşimi gibi görünse de, gerçekte derinlerde oluşmuş ve Gnostisizmin yaşayıp gelişmesi için gerekli olan temel bir ilkeye dayanmıştır; bu ilke, felsefi ve dinsel kötümserliktir. Aslında Gnostikler kendi terimler dizgelerini hemen tümüyle varolan dinlerden aktarmışlar, ancak bunu bir yandan varoluşun özdeki kötülüğü hakkındaki düşüncelerini açıklayabilmek için, diğer yandan insanüstü bir Kurtarıcı ve büyülü sözler sayesinde bu kötülükten sıyrılmayı öngören amaçları için kullanmışlardır. Diğer dinlerden ödünç aldıkları ne olursa olsun, söz konusu edilen kötümserlik kesinlikle kendilerine özgüdür.

Bu kötümserlik, bu evrendeki tüm güzellikleri ve soyluluğu saygı ile dile getiren neşeli Helen düşüncesinden kaynaklanmamıştır; ne de öte dünyadaki yargı ve cezalandırmalar için öngördükleri ayrıntılı spekülasyonların gündelik yaşamlarını gölgelemesine izin vermeyen ve evrenin Thoth’un öncü bilgeliği altında yaratılıp geliştiğini varsayan Mısır düşüncesi değildir bu kötümserliği aktaran. Diğer taraftan Gnostisizmin kötümserliğinin kökeni, Ahura Mazda’nın saltık üstünlüğünü vurgulayan ve evrenin yaratılışında Ahriman’a ancak ikincil bir pay tanıyan Iran düşüncesi de olamaz; basit ve en saf anlamıyla Kamutanrıcılığı yaşayan ve evreni Tanrı ile çelişkili olarak değerlendirmekten uzak olan Brahma düşüncesi hiç olamaz. Son olarak, Sami inançları da değildir kötümserliğin kökenini içeren, zira Sami dinleri ölümden sonra ruhun kaderi hakkında fazlasıyla suskundurlar ve Baal, Marduk, Assur ya da Haddad tapımlarında uzun ve mutlu yaşamanın pratik bilgeliğini sunarlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s