Farkındalık (5)

Standard

“Burada ve Şimdide” Yaşamanın Önemi

Vipassanâ ve ânâpânasati gibi teknikleri yaşamımıza uygulayarak farkındalığımızı geliştirmemiz için “burada ve şimdide” yaşamamız gerekir. Zaten bu teknikleri uygulamak demek burada ve şimdide olmak demektir. Hemen hepimiz çoğu zaman ya geçmişte ya da gelecekte yaşarız. Dışarıdan bakıldığında burada, şu anda bir şeyler yapıyormuş gibi görünürüz, ama aslında kafamızdaki düşüncelerimizde, hayali sorun ve endişelerde, geçmişteki anılarda, gelecekle ilgili istek ve spekülasyonlarda yaşamaktayızdır. Şu anda yaşamayı bilmeyiz ve yapmakta olduğumuz şeyden zevk alamayız. Şu andan, yapmakta olduğumuz işten memnun, hoşnut değilizdir, kendimizi yapıyormuş gibi göründüğümüz işe vermeyiz. Çoğumuz yaşamımızı hele şu işlerimi bir bitireyim de, bayram gelsin de, şu sıkışık dönemi bir atlatalım da, şu nezlem bir geçsin hele, gibi sözlerle geçirip gideriz. Gerçekten yaşamayı hayal ettiğimiz zamanlar nedense hiç gelmez, umut ettiğimiz mutluluk hep gelecekteki bir zamana ertelenir. Bazılarımızsa şu liseyi bir bitirsem, diye başladıkları ertelemeyi üniversiteden bir mezun olayım, askerliğimi bitireyim, bir işe gireyim de, hele bir terfi edeyim, önce çocukları bir büyütelim, şu emeklilik bir gelsin de, diye sürdürüp gideriz de, sonra da artık bizi “toprağın çektiğini” söyleyip acılarımızın, dertlerimizin dinmesi için ölümü beklemeye başlarız.

Geçmişi ya da geleceği düşünmeden, değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş için üzülmekten ya da asla kesin olarak bilemeyeceğimiz bir gelecek için endişelenmekten fırsat bulup burada ve şimdide olabildiğimiz zaman bile çoğunlukla kafamız bitmek tükenmek bilmez düşüncelerle doludur. Halbuki farkındalığını geliştirenler bu bağlardan kurtulmuş olmanın hafifliğini ve özgürlüğünü yaşarlar. Buddha kendisine izdeşlerinin neden bu kadar neşeli olduklarını, neden çevrelerine ışık saçtıklarını soran birisine şu yanıtı vermiştir:

Ne geçmişten pişmanlık duyuyorlar ne de derin derin geleceği düşünüyorlar. Şimdide yaşıyorlar. Onun için neşeliler. Aptallar geleceği derin derin düşünerek ve geçmişten pişmanlık duyarak kesilmiş yeşil yapraklar gibi kuruyup solarlar.

Tasavvufta geçmiş ve gelecek kaygısından kurtulmuş, şimdiki anı yaşayan sufiler ibnü’l vakt yani “zamanın oğlu” diye anılırlar. Hayali’nin şu dizeleride Buddha’nın yukarıdaki sözlerini anımsatıyor:

Harabat ehline düzah azabın anma ey zahid,

Ki bunlar ibn-i vakt olmuş gam-ı ferdayı bilmezler

(Yokluğa ulaşmış olana cehennem azabından söz

etme ey derviş,

Onlar ki zamanın oğlu olmuşlar, yarın için kaygılanmayı

bilmezler)

Gerçek şu ki birçoğumuz kendimizi geçmişte yaşamaktan ve geleceği düşünmekten kurtaramıyoruz. Halbuki zaman hiç durmuyor, yoluna devam ediyor. Anlar arkasına anlar parmaklarımızın arasından akıp giden sular gibi bizden uzaklaşıp bir daha geri dönmemecesine “geçmiş” denen okyanusa karışıyor. Bizse burada ve şimdide yaşamanın önemini kavramadan yaşayıp gidiyoruz. Ama geçmişte yaşayacak ya da gelecek için endişelenecek zamanımız olmadığını tam olarak kavrayanlar, bütünüyle burada ve bu anda yaşıyorlar. Ünlü bir sufi şiirinden alınan şu dizeler burada ve şimdide yaşamanın önemini çok sade bir biçimde ifade ediyor:

Ey gönül, içmek dilersen cam-ı cem,

Verme ömrünü hebaya ey didem,

Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem!

 

(Ey gönül, içmek dilersen birlik şarabını,

Geçirme ömrünü boşa ey gözüm,

An bu andır, an bu andır, an bu an!) (Birlik şarabını içmek, Tanrı’ya kavuşmayı simgeler.

Dem ise an, zaman, ve soluk anlamlarına gelir. Sufiler “Dem bu dem, saat bu saat,” da derler.)

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s