Uzakdoğu Öğreti ve Gizemciliğinin Aykırıları Taocular – 2

Standard

Düşünsel Yaklaşımlar ve Ilk Önemli Mistik Bilgeler

Taoculuğun köklerine inilmeye kalkışıldığında, Taoculuğun, alışılmışın dışında yaklaşımları olduğu, dogmalarla pek ilgilenmediği ve her ne kadar zaman içinde dinsel nitelikler kazanmış, varlığını tapınaklar ve bir rahip sınıfı yoluyla bir din gibi sürdürmüş olsa da yüce veya kutsal kabul edilen güçlerin gözüne girmek, bu tür güçlerin kutsamasını almak veya affını istemekle seyrek olarak ilgilenen, bu tür konuları pek de düşünmeyen veya endişelenmeyen bir öğreti olduğu görülebilir. Bu nedenle de düşün dünyasının ayrık otları ya da düşünce ve yaklaşım anlamında anarşistleri olarak kabul edilebilirler. Öğretinin temeli, doğrudan gözleme dayanmakta ve bu gözlemin içeriği söz konusu olduğunda pragmatik davranarak, sebep ve sonuç arasındaki ilişkiyi arayan, bunu ön plana çıkaran bir yaklaşım izlemektedir.

Taocular deneycidirler,  kanıt arar ve sorgularlar. Dünya ile inanışlarını sınarlar, inandıkları her şey her an sorgulanıp tekrar mercek altına yatırılabilir. Herhangi kesin bir iddianın olmaması, Taoculuğa bağlı olan kişilerin hoşuna gitse de, ruhsallığın yaptırım gücü olan bir otorite olmasını ve yeniden doğum, yaşamdan sonrası ve erk sahibi tanrılar gibi şeylerin arayışı içinde olan kişilerin kafasını karıştırır. Aslında Taoculuk, bu tür unsurları pek de umursamaz ve kendi bakış açısını doğrulamak için bunlara ihtiyacı yoktur.

Her ne kadar Taoculukta da yukarıda saydığımız kutsal, gizemli veya ruhsallıkla ilgili unsurlar yer alsa da, Taoculuğun tarihi hakkında araştırma yapanlardan bazıları bu unsurların, Taocular tarafından normal halk tabakası arasında yandaş bulmak ve Çin’de Budacılık ve Islam gibi diğer güçlü dinlerle rekabet edip varlıklarını sürdürmek amacıyla eklendiğini savunurlar. Tanrılara tapınma, yeniden doğum ve ölüm sonrası öte dünyadaki çeşitli ödüllere inanışla ilgili gelişmiş bir doktrin, insanların büyük çoğunluğuna rahatlatıcı gelebilir fakat gerçekte Taocular bir cennet ve cehennem inancına bel bağlamamışlardır. Hatta cennet ve cehennem ve dahası yeniden doğum hakkında bir kanıt olmadığını da, yeniden doğum olsa bile, kişinin doğumdan çocukluğuna ve sonra yetişkinliğe, daha önceki yaşamlarında edindiği bilgi ve beceri üzerinde bilinçli bir denetime sahip olmadan her şeye baştan başlamak zorunda olduğunu savunurlar.

Kimi zaman Batılı araştırmacılar Tao’yu Tanrı kavramıyla bir tutmuşlar, bu şekilde açıklamaya çalışmışlardır. Fakat, Batı’da genel olarak kabul edilen anlamıyla Tanrı kavramı, Tao kavramından oldukça farklıdır. Özellikle yaratıcı ve kurtarıcı Tanrı kavramı, Taocu görüşe yabancıdır. Tao, eylem, düşünce, duygu ve arzudan yoksun olarak görülür. Herhangi bir amacı yoktur. Özellikle, insan ve Tanrı arasında özel bir ilişkinin kurulması düşüncesi, Taocu bilgelerin bakış açısına göre oldukça gariptir. Taocu bakış açısına göre her şeyin değeri eşittir ve insan formunda olmak ve yaşamını sürdürmek bir neşe kaynağı olsa da, bir insanın bu dünyadaki yaşam süresi, sonsuz dönüşüm süreci içinde sadece bir andır.

Tao, varlıkların var olduğu şekilde var olmaz, mistik bilgeler Tao’yu “var olmayan” (wu) diye adlandırırlar. Onlara göre bu var olmayıştan, her şey çıkmıştır. Hatta, tüm evren var oluşunu ona borçlu olduğu için her şeyden önce de var olduğu kabul edilir.

Kuşkucu Taocular, her şeyi, şimdi ve burada yapmayı değerlendirmeyi tercih ederler. Onlara göre bilgelik, kişinin kendini geliştirmesiyle gelir; dine hizmet ya da dua etmek, kişisel karakteri geliştirse de bilgeliğe ulaşmanın nihai amacı değildir. Onlara göre, ruhsallığın doğrulanması, ölüm sonrası yaşama, tanrılara, dinsel törenlere ve tanrısal bir otoriteye inanışın vaadiyle değil, bu yaşamın ve bu zamanın dürüst ve kişisel bir biçimde keşfedilmesiyle mümkündür. Taocular ruhsal dünyanın başıboş, toplum kurallarına uyma endişesi gütmeyen kısmını oluştururlar. Tek önemsedikleri gerçeğin dürüst bir biçimde araştırılması ve Tao’nun doğrudan deneyimlenmesidir.

Bilgeler, Tao’yu her şeyin nihai doğası olarak tanımlamışlardır, bu da Taocu felsefeyi anlamak iyi bir başlangıç noktası kabul edilebilir. Tao, bizim hayal gücümüzün kavrayabileceğinden çok daha geniştir. Gök ve yer arasındaki boşluk ve aynı zamanda yine gök ve yerin kendisidir. Her şeyden önce vardır ve dünyanın yok olmasından çok sonraya dek varlığını sürdürecektir. Tao hakkında çok şey söylense de bunlar, sadece bazı benzetmeler olmaktan öteye gitmez. Tao’nun gerçek doğasını kavramak bizim için imkansız gibidir çünkü zihnimiz ikicil bir biçimde çalışır. Bizler kavramlarımızı karşıtlıklar ve uçlar yoluyla ortaya koyarız. Adlandırılamayan ve adlandırılan arasında bi seçim yapmak gerekirse, zihnimiz tanımlayabildiğine doğru eğilim gösterir. Tao’nun içinde ise var olmak ve var olmamak beraberdir, arada ayrım yoktur, Tao hem adlandırılan (var olan) hem de adlandırılamayandır (var olmayandır). Tüm yaşamın anasıdır, fakat mitolojik bir tanrıça anlamında değil, evrene yaşam verme sürecinin bir özeti gibidir.

Adlandırılamayan, adlandırılmış olanı doğurmuştur. Adlandırılamayanda düalizm yoktur çünkü tarif edilemez. Düalizm içeren her şey, somut ve anlaşılırdır ve somut her şeyin de nedenleri ve kökenleri vardır. Kökeni olan hiçbir şey mutlak kabul edilemez çünkü ondan önce olan bir şey vardır. Ancak, içinde düalizm barındırmayan şeyin kökenleri yoktur ve mutlak olarak kabul edilebilir. Taocular da bu mutlak olma durumuna boşluk demişlerdir. Bu, biraz çelişkili gelebilir, gerçek bir şeyin boşluktan ibaren olduğunu nasıl kabul edebiliriz ki? Taocular örneklerini genellikle doğadan alan kişiler oldukları için boşluğa örnek olarak “vadi ruhu (gu shen)” veya “körük (tuo yue)” benzetmelerini kullanmayı sevmişlerdir. Bir vadi, boş olduğu için yaşamı destekler, hayvanları besler ve tarım için verimli topraklar sağlar. Nehirler, vadinin seviyesi alçak olduğu için buraya akarlar. Taocular, metali işleyenler, demirciler, seramikçiler ve simyacılarla yani boşluğu kullanmayı bilenlerle her zaman için yakından ilgilenmişlerdir. Körüğü çalıştıran ise, yapılmış olduğu ağaç, çapraz bağlar ve deri değil bunların arasındaki boşluktur. Bu genişleyen boşluk olmadan körük işlev göremez. Taocular her şeyin kaynağı olarak sonsuz derecede büyük bir boşluğun olduğunu söylemektedirler. Var oluş, ancak var olmayıştan kaynaklanır. Hiçlik, hiçliğin olmamasından öncedir bu da Tao’nun mantıksal olarak başlangıç noktasıdır. Bu anlaşılmazlık ve hiçlik de Tao’yu onlar için karanlık bir gizem haline getirir.

Taoculuk terimi ilk kez, Han Hanedanlığı sırasında, dönemin geleneksel düşünce ve kurumlarına ters düşen bir öğreti dizisini tanımlamak için kullanılmıştır. Öğretileri ise iki temel kavramdan yorumlamaktaydı: Tao yani ve Yol ve Bu Yol’un Etkililiği yani Te.

Han Hanedanlığı döneminde itibaren, toplum içinde dine ve dinsel inanışlara karşı güçlü bir eğilim görülmektedir, Konfüçyüsçülük, dinsel bir karaktere kavuşmuş ve Budacılık Çin’e girmeye ve yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde çok yaygın olan Huang-Lao düşünce geleneği, farklı felsefeleri birleştirerek, geleneksel Ruh Kültü, Ölümsüzlere İnanma, Yin- Yang kavramı ve Kehanet Sistemleri gibi öğreti ve düşünce yaklaşımlarını kapsamıştır. Böylece Çin’in düşünce alanının temeli, Çin kültürünün köklerinden birini oluşturan Taoculuğun gelişmesine hazır hale gelmiştir.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s