T’AI CHI CH’UAN

Standard

– Bu yazı, Rick Fields, “The Code of the Warrior, in History, Myth and Everyday Life,” Harper Collins N.Y. 1991, sayfa 123 – 127’den çevrilmiştir.

Keşiş Chueh tarafından geliştirilen ve yönlendirilen Shaolin Boksu, “tüm Çin’de bir gök gürültüsü gibi patlamış” ve yüzlerce farklı okul ve stil doğmuştur. Efsaneye göre 14 yüzyılda Wu Tan Dağı’nda Chang San-feng isimli Taocu bir ölümsüz, Shaolin boksunun özgün amacından çok uzaklaştığını, çok katı, sert ve saldırgan olduğunu farketmiştir.

19. yüzyılda yaşamış olan büyük usta Yang Ch’eng-fu’nun anlattığına göre, Chang San-feng, “bir turna kuşunun kemiklerine ve bir çam ağacının duruşuna sahip biriydi ve yedi ayak (» 2.20 –2.25 m) boyundaydı. Yüzü tıpkı ay gibiydi, kaşları güzel ve bakışları sevecendi. Sakalı tıpkı bir mızrak şeklindeydi ve yaz kış, bambudan yapılmış aynı şapkayı giyerdi. Elinde at kılından yapılmış bir toz fırçası taşırdı ve günde bin mil yol alabilirdi.”

Bir gün, Chang San-feng odasında oturmuş, klâsikleri okurken, bahçeye inen büyük bir kuşun çığlığını duyar. Yang Ch’eng-fu Usta’nın sözleriyle olayın gerisi şöyle cereyan etmiştir:

Kuş, yerde çöreklenmiş olarak duran yılanın üzerine tıpkı bir kartal gibi daldı. Yılan, gözünü kuşa dikti ve ikisi kavgaya tutuştular. Kuş, bir çığlık atarak yılana doğru atıldı, kanatlarını açtı ve çırparak vurmaya başladı. Koca yılan ise, başını sallayarak kuşun kanatlarından sakınmak için çeşitli yönlere doğru ani hareketler yaptı. Kuş fazlasıyla hayal kırıklığına uğramış ve cesareti kırılmış olarak bir ağacın tepesine uçtu. Kuş, tekrar saldırıp kanatlarıyla vurmaya kalktığında yılan, çöreklendiği yerde sallanıp, tehlikelerden uzak kalarak ani saldırırlarına devam etti.

Bir süre sonra ölümsüz, dışarı çıkar ve kuşla yılan ortadan kaybolurlar. Ölümsüz bu kavgadan bir sonuç çıkarır. Yılanın çöreklenmesi T’ai Chi simgesini andırır ve yumuşaklığın sertliği yenmesi ilkesini içerir. T’ai Chi (Yüce Mutlak), dönüşümünü temel alarak cinsel enerjiyi, ch’i’yi ve ruhu, hareketi ve durgunluğu, artma ve azalma becerisini geliştirmek ve I Ching ilkelerini şekillendirmek için T’ai Chi Ch’uan’ı yaratmıştır.

Chang San-feng, tipik bir eksantrik Taocu münzeviydi. Ay ışığında kılıç dansı yapmayı (ona enerji veriyordu), karanlık gecelerde T’ai Chi Ch’uan yapmayı (ona güç veriyordu), rüzgarlı gecelerde dağlara tırmanmayı (nefesini açıyordu), yağmurlu gecelerde klâsikleri okumayı (zihnini berraklaştırıyordu), gece yarısı meditasyon yapmayı (doğasını aydınlatıyordu) seviyordu. Halktan kişilerle felsefe ve klâsikleri tartışırdı. Bedeni o kadar hafifti ki karda yürürken ayak izi bile belli olmazdı. Kaplanlarla ve pitonlarla çıplak elle dövüşürdü. En yakın arkadaşları, ona T’ai Chi Ch’uan yapmayı öğreten bir turna tuşu ve bir maymundu.

Bir keresinde dağda şifalı otlar toplarken, Yuan Hanedanlığı’ndan gelen kraliyet ailesinin düzenlediği bir av partisine katılanlarla karşılaştı. Moğollar, kibirli bir şekilde bu hırpani kılıklı dilencinin yollarından çekilmesini emrettiler, fakat Chang San-feng sadece gülümsedi ve “Yüce majesteleri ok ve yayla avlanıyor, ben ise sadece ellerimi kullanırım” dedi. Hemen ardından da başının üstünden uçan iki şahini sıçrayarak yakaladı. “Canlılara merhamet gösteririm, kuşları incitmek istemem,” diyerek kuşları saldı. Bu hareketi, prensin koruyucularından birini o kadar kızdırdı ki San-feng’e bir ok attı, o ise dişleriyle oku yakaladı. “Bu şiddet dolu silahlara ihtiyacım yok” dedi ve oku parmakları arasına alarak öyle bir hızla fırlattı ki ok, bir ağaca sonuna kadar girdi. Av partisine katılanlar karşılarında bir ölümsüzün olduğunu anladılar. Ve San-feng’i kendi işiyle baş başa bıraktılar.

T’ai Chi Ch’uan’ın temeli, kişisel gelişim, felsefi ve ruhsal arayış olan wen’in barış dolu sivil ve kültürel krallığı üzerine kurulmuştur. T’ai Chi Ch’uan bilgileri, Taocu sanatlardan olan Chi Kung ya da nefes çalışmaları ile I Ching’de açıklanan yin ve yang’ın değişen ilişkisi ve dönüşümlerinden alınmıştır. Chan San-feng’e ithaf edilen klâsik bir ser olan T’ai Chi Ch’uan Ching’de dendiği gibi, “O insanların sadece savaş taktiklerini değil uzun yaşamayı da öğrenmelerini istiyordu.”

Bir T’ai chi savaşçısı (ya da bazen dendiği gibi uygulayıcısı) bedeni doğal bir şekilde dik durur, bacakları tamamen gevşemiş, dizleri kırık, ayakları gücün kaynağı olan yere kök salmış, omurgası düz fakat katı değil ve başı sanki bir çengelle göğe asılıymış gibi dik tutarak çalışmalara başlar, böylece shen ya da ruh göğe doğru yönlendirilir. Zihin ya da niyet, ch’i’yi göbek deliğinin hemen altında, mide be bel kemiğinin arasında bulunan güç merkezi tan tien’e yönlendirir.

T’ai chi çalışan kişi bu şekilde durarak üç ayrı güçle ilişkide bulunur; dik duran başı göğün enerjisi ile, yere kök salmış olan ayaklar yerin enerjisi ile bağlantıya girer, tan tien’deki ch’i de her iki enerjiyi insanın merkezinde birleştirerek birbiriyle ilişkiye sokar. Çağdaş bir T’ai chi eğitmeni olan Jou Tsung Hwa; “Üç enerji düşüncesi çok önemlidir, çünkü yer ve gök arasında yaşayan insanı gösterir” demiştir. T’ai chi ch’uan’ı yıllar boyunca yapan bir kişi zaman içinde T’ai Chi Ch’uan’ın her hareketinin evrenin hareketi olduğunu hissedecektir. Kişinin bedenini tıpkı bir ağaç gövdesi gibi hareket ettirdiği kavranabilir, sanki rüzgarla birlikte her yöne sallanmaktadır. Kişinin nefes alış verişi evrenin bir parçası olur. Çevrenin farkına varılması, aniden sezilmeye başlanan devasa bir kozmik dansla birleşir. T’ai Chi’nin özgün kozmik dansı yavaş, dairesel, akıcı ve hiç duraksamadan yapılan on üç hareketlik (adımlık) seriden oluşur. Chang San-feng’in sözleriyle aktarırsak; “Hareket sırasında bedenin her parçası hafif olmalıdır, beden sanki başından bir iple tepe noktasından yukarıya asılmış ve kuyruk sokumunda da aşağıya inen bir ağırlık varmış gibi durmalıdır. Hareket ayaklarda kök salmalı, bacaklar yoluyla serbest bırakılmalı, devinimler belden kontrol edilmeli ve eller yoluyla aktarılmalıdır. Bedenin her parçası en ufak bir kesintiye uğramadan birbirine bağlı olmalıdır, T’ai Chi Ch’uan sanki hiç duraksamadan akan büyük bir ırmak gibidir.

T’ai Chi Ch’uan yapmak sağlığı düzeltir, kişiyi bedenen daha güçlü yapar ve gençleştirir, ayrıca yapan kişiyi izlemek de göze hoş gelebilir. Fakat güzelliğinin ve zarifliğinin yanında T’ai Chi, en etkili ve öldürücü savaş sanatlarından biridir. Yapılan her hareketin savaş sanatlarında özel bir uygulaması vardır; çeşitli bloklar, yumruk, açık el, dirsek ve omuzla yapılan vuruşlar, kavramalar ve tekmeler kullanılır. Her hareketin dairesel olarak yapılmasının da, T’ai Chi ustasının, kendine doğru gelen güçlü ve doğrusal bir saldırıyı kolayca savuşturmasına imkan tanıması gibi bir işlevi vardır.

T’ai Chi ustası bir değişim ustasıdır. Stratejisini, tamamlayıcılığın (yang’ın yin’i ve yin’in de yang’ı tamamlaması) görünüşte basit fakat sonsuz derecede çeşitli yasası üzerine kuran t’ai chi uygulayıcısı, rakibi çektiğinde onu iter ve rakibi onu ittiğinde de rakibini çeker; rakibi gerilediğinde ilerler ve rakibi ilerlediğinde de geriler; rakibi sert ve saldırgan olduğunda yumuşak ve kabullenicidir, rakibi yumuşak olduğunda ise serttir. Ağırlığının çoğunu bir bacağının üzerine aktararak (tam olarak %70’ini) diğer “boş” tarafa serbestçe ve hızla hareket edebilir, böylece rakibinin dengesini bozar, “kökü ayırır ve şeyi (rakibini) devirir”. Değişim ustası, yin ve yang’ın sadece birbirine zıt kutuplar olmadıklarını bilir. T’ai Chi’nin (Yüce Mutlak) iki durumu vardır ve her biri sürekli olarak diğerine dönüşür. Tıpkı gündüzün zirve noktası olan öğle vaktinde geceye dönüşmesi ve gecenin de en alçak noktası olan gece yarısı gündüze dönüşmesi gibi, böylece uç noktalarda yin, yang’a ve yang da yin’e dönüşür. Yang Usta’nın da dediği gibi, “Böylece yin ve yang karşılıklı olarak değişir ve birbirlerine yardım ederler.”

Bu nedenle, T’ai Chi ustası yin ve yang’ı, yumuşak ve serti, kendi içinde ve rakibine karşı dengeler. “Tıpkı bir fareyi izleyen bir şahin ya da bir kedi gibi”, bedeni gevşek, zihni sakin ve dikkati yoğunlaşmış bir durumdadır. Bedeni gevşek ve boştur, herhangi bir engellenme ya da tıkanıklık yoktur, böylece ch’i ya da yaşamsal enerji ile doldurulabilir. Gerilediğinde ya da “geriye yuvarlandığında” tıpkı boğanın yanından geçip girmesine izin veren ve saldırmak için bir fırsat arayan matador gibi sadece bedenin döndürür. Jou Usta, şöyle yazmıştır; “Kışın yapraklarını döken ve yapraklanıp tekrar büyümek için ilkbaharı bekleyen bir ağaç gibi, kişi de ilerlemek için dönüşüm noktasından yararlanmak amacıyla yin özelliğini kullanmalıdır. Kişi, yin’in uç noktasına ulaştığında yang’ın başlangıç noktasını bulacak ve rakibine saldırma fırsatı olacaktır. Bu, geriye çekilme ırasında saldırma becerisi, yin’in içindeki yang olarak adlandırılır”.

T’ai Chi savaşçısı için en üst düzey dönüşüm yumuşağın serte dönüşmesidir ; T’ai Chi klâsiklerinde , “Son derece yumuşak olduğunuzda son derece de sert ve güçlü olursunuz” (ne kadar yumuşak olursanız o kadar sert ve güçlü olursunuz??) denmektedir. Chang San-feng’e göre bu dönüşüm, “Güç yerine zihnin kullanılmasıyla” başarılır. Zihin, ch’i’yi kuvvetlerini yöneten bir general gibi yönetir;zaten T’ai Chi’de de “yönetici” olarak adlandırılır. Bedenin tümü – kirişler, kemikler ve damarlar , tamamen gevşemelidir, böylece ch’i bir su kadar serbest akabilir. T’ai Chi klâsiklerinde, “Damarlarınızda, kemiklerinizde ve eklemlerinizde sizi engelleyecek bir gram bile güç bırakmayın” diye önerilmektedir. Yang Ch’eng-fu’nun dediği gibi “Ch’i tıkanıklıklarla karşılaşmadığında, tüm beden boyunca, hiçbir engelle karşılaşmadan düzenli olarak geçitlere girebilir ve uzun çalışmalar sonrasında gerçek güce ulaşılabilir”.

İçsel güce – zihin, ch’i ve ruh – güvenmek, T’ai Chi’yi ve diğer savaş “içsel” savaş sanatı okullarını, daha çok tanınan “dışsal” savaş sanatlarından ayırır. Biriktirilen ch’i’nin gücü, kabullenme ve yumuşaklıkla fetheden suyun gücü gibidir. Chang Man-Ch’ing, Lao Tzu’nun “Ch’i’nizi yoğunlaştırın ve yumuşaklığı geliştirin. Bir çocuk/bebek gibi olmadınız mı?” sözlerini tekrarlayarak öğrencilerine seslenmiş ve “Bu sözler, T’ai Chi Ch’uan parolasıdır/temel ilkesidir. Öğrenciler çalışmalarına bununa başlamalıdırlar” diye eklemiştir.

Bu sayede, T’ai Chi savaşçıları, daha büyük ve daha güçlü olanın “doğal” tiranlığını tersine çevirebilmişlerdir. T’ai Chi’nin (ve benzeri içsel savaş sanatlarının) içsel yaklaşımı, ufak tefek olanın iri olanı, zayıfın güçlüyü, yaşlının genci ve hatta bedenen daha ufak ölçülere sahip olması nedeniyle genellikle dezavantajlı kabul edilen kadının erkeği yenmesini mümkün kılar. Wang Tsung Yeuh’un T’ai Chi klâsiklerinde söylemiş olduğu gibi; “Savaş sanatlarında, dövüş hakkında pek çok/sayısız öğreti/yol vardır, her ne kadar duruşlarda ve hareketlerde farklıklar gösterseler de, daha güçlü olanın daha zayıf olanı yenmesi ya da daha hızlı olanın daha yavaş ola karşısında zafer kazanması ilişkisinin ötesine gidememişlerdir… Güçlü ve hızlı olmak, ne bir gramlık bir güçle bin kiloluk bir ivmeyi/saldırıyı yenmeyi başarabilmeyi ne de çok sayıda genç insanı alt eden yaşlı kişinin becerisini açıklayamaz”.

Ch’i gücün yapabilecekleri hakkında pek çok hikaye anlatılmıştır. Yang Family Secret Transmissions adlı kitapta, 19. Yüzyılda Peking’e eski stil T’ai Chi’i getiren Yang-Lu-ch’uan hakkında bir hikaye anlatılmaktadır; Lu-ch’uan Usta meditasyon yaparken, boyu 6 ayaktan (yaklaşık 2m) daha fazla olan, güçlü yapılı bir keşiş kendisine saygılarını sunmaya gelir. Usta, alçak gönüllülükle keşişin selamına cevap verirken, keşiş aniden yumruk atarak saldırmaya kalkar. Usta, hafifçe göğsünü çökertir ve sağ avcuyla keşişin yumruğuna hafifçe vurur. Keşiş yıldırım yemişçesine bir paravanın arkasına doğru uçarken bedeni hâlâ saldırırken aldığı duruşu korumaktadır”.

Yang’ın öğrencilerinden Ch’en Wei-ming, bir ustanın ch’i gücünü nasıl hissettiğini şöyle anlatmıştır : “Gerçek T’ai Chi’de kollarınız pamukla sarılı demir gibidir. Çok yumuşak ve aynı zamanda da onları taşımaya kalkışan biri için çok ağırdırlar… Rakibinize dokunduğunuzda, elleriniz yumuşak ve hafiftir, fakat onlardan kurtulmak mümkün olmaz. Saldırınız, zorlamaya gerek duymadan düzgün bir şekilde giren bir mermi gibi olmalıdır. Rakibiniz üç metre kadar geriye itildiğinde küçük bir hareket hissetmeli fakat ne güç kullanımı ne de acı hissetmemelidir… Rakibiniz sizi kontrol etmek veya itmek için güç kullanmayı denediğinde tıpkı rüzgarı ya da gölgeyi yakalamaya çalışıyor gibi olmalıdır. Her yer boş olmalıdır.

By Murad Yapıcı

3 responses »

  1. Thai Chi Ch’uan bir ara duruş ve belli formlarını ustamla çalışmıştım ama çalışmalar yarım kaldı.İnternetteki videoları yada stillerle ilgili kitapları önerirmisiniz , tek başına ustasız çalışma ile bir yere varıla bilir mi ? Bu güzel çalışmanız için teşekkürler.

  2. http://www.youtube.com/watch?v=USJPmCZ6Efc bu form uygulanabilecek en sade formlardan biri.

    Ayrıca denk gelebilirseniz ya da okuyabilirseniz Cem Şen tarafından yazılan Enerjinin Dansı kitabında aynı form oldukça detaylı açıklanmıştır. Hem teorik hem de hareketlerde çok fazla sıkıntı yaşamayacağınıza inanıyorum.

    Yorumunuz için ben teşekkür ederim.
    Sevgiler

  3. Sevgili kardeşim Azad Sayın Cem Şen’in o kitabı elimde var. ORadan da çalışacağıma emin olabilirsiniz. Bilgilendirme için teşekkürler.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s