Öğretmen – öğrenci

Standard

Çok erken bir yaşımda öğretmen oldum.  Ya da bana öyle dendi.  Aslında sadece kafası karışık bir çocuktum. Hiçbir zaman ne anlatacağımı bilemezdim.  Konuşurdum anladığım kadarıyla anlatırdım. İnsanların bana güvenmesi ödümü kopartırdı ama onlar bunu asla bilmezdi.
Öğretmenim sert mizaçlı biriydi. Benim aradığım kendi acılarıma son vermekti.  Onun bildiği ise güçtü. Yine de benim hocamdı.  İnsandı,  kalbi kırılır,  incinir öfkelenirdi. Öğretmendi ama. O olmasa öğrenci olmayı öğrenmem çok daha zor olurdu. Öğretmenim kutsal değildi. İnsandı. Nefes alır verir küfür ederdi. Bir şekilde kendisine güvenebilmeyi öğretti. Her zaman yanımda olarak. Bazen bana en zor geleni yapmam için beni teşvik ederek. Bazen en olmadık yerde denize atarak. İlk öğretmenim değildi ve gerçek öğretmenime beni hazırladı. Yine de öğretmenimdi. Can istese can verirdik. Öğretmen kutsal değildi belki ama öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki kutsaldı. Böyle böyle öğrenmeye başladım.
Kendime olan güvensizliğim bildiklerime pek yansımamıştı anlaşılan. Öğrenci iken öğretmen oluvermiştim. Öğrencilerle beraber öğrenciydim. Öğretmen olmak ateşten hırka idi çok genç yaşımda onu da gördüm. Birilerinin size sırf daha çok şey bilebildiğiniz için sırf size öğretmen dendiği için ne denli çok güvenebildiğini gördüm. Korkularını sizinle aşmaya çalışmasını, karanlıkta kaldığında adınızı seslenerek yardım isteyişini. Ben de insandım. Benim de korkularım, benim de acılarım vardı. Kendimi unutup onları yaşamaya kalkıştım. Bir yere kadar kırılmadı bu dal eninde sonunda çatlak sesini verdi. Kaldıramadı o ateşten gömleği. Kendindeki acıyı dindiremeyen başkasının acısına nasıl merhem olacaktı ki. Başkalarının güvendiği kadar güvenemedim ben kendime. 20’li yaşlarımın başındaydım. Daha kendi hayatımın gideceği yönü bilemezken kendi yanıtlarımı ararken başkalarına nasıl yanıt verebilirdim ki? Öğrenemedim öğretmen olmanın ne demek olduğunu o zaman. Öğrenemedim ki sonrasında başıma güzel işler açtım.
Öğretmen bir insandır. Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki kutsaldır. Öğretmen kutsal mıdır bilmem. Kimine göre öyle gelir kimine göre sadece bir fani. Öğretmen bizi bize göstermeye çalışandır. Bize bir yanılsama içinde olduğumuzu sürekli anımsatandır. Kimi zaman bize en yakın “dost”, kimi zaman bizim en büyük düşmanımız olur. Olmasının yegane nedeni bizim ona nasıl baktığımızdır daima. O bize bakarken hep kendisinin bir zamanlar olduğu gibi acı çeken öğrenciyi görür. Öğrencinin görevi öğretmeni sorgulamak değil, öğretmenin öğrettiklerini kendinde sorgulamaktır. Öğretmen elbette önemlidir. Onun nasıl bir insan olduğu, eylemleri ile söylemi arasındaki kesişmeleri, tutarlılıkları, sağlığı, dinginliği çok çok önemli. Öğretmen çoktur, gerçek öğretmen çok nadir bulunur. Bulunduğunda ise ne pahasına olursa olsun ardından yürünür.
Dal kırıldı ben öğretmenimin Yol’unu kendime Yol benimsemedim. 9 yılımı aldı onun Yol’u ile benim yürümek istediğim Yol’un kesişemeyeceğini kavramam  (Geç öğrenen biri oldum her zaman). Kırılmadım gücenmedim sadece o Yol’u bıraktım. Bana ait ne varsa orada bırakmayı deneyerek.Gerçek öğretmenimi 12 yaşımda bir dergiyi okurken bulmuşum. Bulduğumu yıllar sonra öğrendim. Onun yazılarını okumaya ta o zaman başlamışım. Onun yazıları, çevirileri her zaman bana yürümek istediğim Yol’un köşe taşları olmuştu. O bile bunu yıllar sonra öğrendi.
Öğretmenlik çok zor bir şey. Öğrencilik kolay. Öğrenci olmak sadece öğretmeni izlemekten geçer. Ona kendinizi bırakırsınız. Güvenirsiniz. Gerçekten güveninizi kazanacak kadar emek harcadı ise o bağ zaten kutsaldır. Siz bunu sürekli yaşarsınız. Öğretmen yanınızda olmasa bile size ilhamdır. Onun yürüdüğü adımların üzerine basar ilerlersiniz. Ta ki öğretmen’in görevi bitene kadar. Öğretmen bir gün gelir sizi kendisinden azad eder. O zaman en büyük öğretmen kendinize kendiniz olursunuz.
Gerçek öğretmenimi bir pazar günü kendi ofisinde habersiz ziyarete giderek tanıdım. İlk gördüğünde öğrencisi oldum. Bana “köklen” dedi. İçinden geldi. Kendiliğinden oldu o öğretmendi ben de öğrenci. Halen böyle o öğretmenim ben de öğrencisi. Yıllarım onun elinde geçti. Önceleri uzağındaydım. Uzağında olmak zordu. Yıllarım trenlerde otobüslerde geçti. O zamanlara denk geldi başıma açtığım işler. Öğretmenliği anladığımı zannedişim. Öğretebilmenin ne olduğunu bilmeden öğretmenim demeye kalkışmam kendime. Öğretmenim sabırlıydı. Ne kırıldı ne kızdı. “Madem biliyorsun o zaman kendi bildiğin gibi ilerle” dedi. Attı kısaca beni öğrencilikten. Öğrencilikten attı ama bağımızı asla koparmadı. Hep ulaşabileceğim bir mesafede tuttu kendisini. Ona ulaşabildim ama öğretmenliğine ulaşamadım. Kayboldum yıllarca. Ondan öğrediklerime tutundum. Elimde başka bir şey yoktu. Öğrenmek istediğim başka bir şeyde yoktu. Bir şekilde o kadar onun adımlarını izlemeye bırakmıştım ki kendimi kendisinin daha sonradan en değer verdiği öğretmenine bile gitmişim öğrenebilme adına. O Usta bile nazikçe beni kabul ederken ben yine kendi öğretmenimi bekledim. Usta beni kabul etti derken sakın yanlış anlaşılmasın. O herkesi kabul ediyordu bana özel değildi durum. Benim gönlümün istediği kendi öğretmenim oldu her zaman. Öğretmenimin öğretmeni bana uygun değildi. Ona uygun oldu belki bana uymazdı.
Beni öğrenciliğe ancak gerçekten bir şeyleri bilmediğimi anladığımda geri kabul etti. Yıllarımı bir şeyleri bildiğime inanarak geçirip onun öğrenciliğinden kendimi ben uzaklaştırmıştım. Bunu da ne yazık ki yıllar sonra idrak ettim. Öğrenci olmak bir şey bilmemek demekti. Bilmek, kontrol etmek, kontrol etmekse ölmek demekti. Bilmediğimi anımsamam için 6 yıl gerekti. En azından biraz mesafe kat edebilmiştim zamanla. Biraz daha erken öğrenir olmuştum. En azından harcadığım yıllar azalıyordu. Bugün bir yandan bir öğretmenim. Ve yine öğrenciyim. Aslında hiç öğretmen olmadım. Sadece öğrenciyim ben öğretmenimin öğrencisiyim. Halen bilmiyorum. Elimde tuttuğum bir şeyler yok. Dğeişiyor herşey ve ben izliyorum. Çünkü ben de değişiyorum. Sürekli değişen bir şeyi nasıl öğretebilirsiniz ki? Öğretemiyorsunuz. Öğrencilik zor ama öğretmenlik daha da zor. Öğrenci olmak sürekli dikkatli olmak demek, öğretmenlik ise sadece dikkatli olmak değil aynı zamanda heme kendi hem öğrencileri için ayrı ayrı dikkatli olmak demek. Öğretmenin bir insan olduğunu hiç unutmamak demek öğrencilik. Onun da hatalarının olabileceğini bilmek demek. Ona tapmamak demek. Saygıyı asla yitirmemek demek. Öğretmenin bizlerden bağımsız bir yaşamı olduğunu asla unutmamak demek. Bizlerin açlığını sürekli yatırştırmasını beklememek demek öğrencilik. Öğretmene güvenmek demek öğrencilik. Öğretmenin bize vereceklerini bizim en çok gereksinim duyacağımız zamanda bizim asla anlamadığımız miktarda verebileceğini öğrenmemiz demek.Bütün bunlardan sonra öğrenci olmak demek mutluluk demek. 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s