Ben Kendimi Geliştiriyorum…

Standard

Kişisel gelişim cümlesini ya da neredeyse birbirinden ayrı tutulamaz bu iki sözcüğü son zamanlarda ne kadar çok duyar olduk değil mi? Oysa insanlık tarihinin en bilinen en sık konuşulan bu konusu günümüzde gittikçe popüler bir halde karşımızda. Neden en iyi bilineni çünkü hepimizin aklına ilk gelen soru ben kimim ve ben neyim? Bu iki soruyu sorduğumuz andan itibaren bizler kendi gelişimimizin içinde ilk eşiğimizi geçmenin adınımı atıyor oluyoruz.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki hemen hemen her yeni gün ya haberlerde ya kitapçılarda ya da internet üzerinden yeni bir seminer yeni bir öğreti başka başka birşeyleri öğreten gurular ustalarla tanış oluyoruz. O kada güzel bir bombardıman içindeyiz ki aslında ne aradığımızı sormamız gerekirken o yeni zımbırtıların peşinden gidiyoruz. Kişisel gelişim dediğimizde ilk sormamız gereken ‘Ben ne istiyorum?’ sorusudur. Yaşayan her bireyin bir isteği vardır. Bu hayatı bir hedef için yaşar. Kimimiz zengin olmak ister kimimiz iyi bir kariyer sahibi olmak isteriz. Bunların hepsini yapabilmemiz için donanıma gereksinim duyarız. Eğitim alırız, kendi becerilerimizi geliştirir onları hedeflerimizde kullanabileceğimiz araçlara dönüştürürüz. İşte size kişisel gelişim. Fakat artık bu kavramı öyle garip bir hale soktuk ki içinde ruhsallık ya da allı pullu sözcükler olmayan bilgilere kavramlara hiçbir itibarımız kalmadı. O kadar garip ne olduğunu bilmediğimiz sözcüklerle kafamızı dolduruyoruz ki sonunca çuvallıyoruz. Peki o zamna kişisel gelişim ne ve ne olmalı?İnsanlar ilkel toplum yaşamından yerleşik düzene geçtiğinde bile değişmeyen en önemli şey bilinmeyene duyduğu ilgi idi. Halende devam eden karşı koyamadığı ilgi. İlkel toplumlarda bilinmeyeni toplum üyeleri için bilinir kılan şamanlar vardı. Onların görevi sorumlusu olduğu insanların o kavrayamadıklarını görüp onların anlayabileceği, alabileceği kalıba dökendi. Çünkü hayat öylesine büyüktü ki yaşam koşulları ve şartlar öylesine zordu ki birilerinin bilme ile uğraşması gerekirdi. Bir başkası da ava gitmeli bir diğeri toprak ekmeliydi. O zamanların en önemli farkı üretilenin sadece ihtiyaç kadar olduğu idi. Yani sadece yiyecekleri kadar avlar yiyecekleri kadar üretir ve tüketirlerdi. Bu durumda ortaya çıkan zaman bolluğunda kendilerini toprağa, hayata bırakırlardı. O zamanlarda insanlar sadece anın farkındaydı. Gelecek kaygıları olmadan.

Çağlar değişti üretim biçimleri yeni formlar aldı. Üretilenler ekonomik değer haline geldi. İnsanlar ihtiyaçlarından fazlasını tüketmeyi öğrendi. Bu aynı zamanda insanların ellerini topraktan gittikçe uzaklaştırmaya başlamalarına neden oldu. Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren bir bütünden kopuş şizofrenisi yaşamaya başlarız. Topraktan kopuşumuzda bu şizofreninin en önemli uçurumlarından biri olmuştur. Yaşadığımız herşey döngüler halindedir. Gün geceye döner, gece güne, mevsimler geçer, karnımız acıkır yemek yeriz, yine acıkırız. Toprağa elimiz değdiği zamanlarda bizler bu döngülerin daha çok bilincinde yaşardık. O bilme hali bizim gerçek doğamızdan sürekli bizlere bir takım bilgiler taşırdı. Kimimiz göklere bakar yıldızların yerlerini gözlemler oradaki değişimlerin bizlerdeki yansımalarını incelerdik. Sonraları buna astroloji der olduk. Kimimiz eşyaları, nesneleri evlerin konduğu yerlerin o toprakla olan ilişkisini incelerdi. Sonraları buna Feng Shui der olduk. Kimimiz hayvanları inceledik. Baktık ki hayvanlar kimi zaman duruyor kimiz zaman avlanıyor. Onların bu durma ve hareket etmelerinin arasında bir neden olduğunu farkettik. Baktık ki onlar sadece gerektiğinde hareket ediyorlar gerekmedikçe duruyorlar. Bizde onların bu durma ve hareketleri gözlemledik. Sonraları buna Yoga, Kung Fu (sözcük anlamı düzenli çalışmak demektir), Savaş sanatları der olduk. Kimimiz bitkilere merak sardı kimisi tatlıydı kimisi acı. Kimisi güldürürdü kimisi öldürür. Sonraları birileri işi eline aldı otacı oldular, durmadılar eczacılık türedi. Kimimiz taşları izledi. Dağları. Baktılarki onlar o heybetleri ile duruyorlar. Hiçbir şey yapmadan. Sadece orada duruyorlar. Kimimiz durmaya başladı hiçbirşey yapmadan. O anda orada kalmayı öğrendiler. Sonraları meditasyon der olduk buna.

Aslında herşeyin kökünde ne olduğumuz, ne istediğimize olan merakımız vardı. Biz bir şeylerin bir parçasıydık bir biçimde o bağımızı kopmuştuk. İçimizde bir şey vardı sürekli bizi kemiren bizde o şeyin peşine düştük. Bazen derince düşüncelere daldık saatlerce günlerce bunu düşündük. Cevaplarla geri gelir olduk. Sonraları bunlara neler neler dediler. İşte biz bugünlere böyle geldik.

Kişisel gelişim dediğimizde oldukça büyük bir yelpazeden bahsediyor oluyoruz. Aslında hemen hemen her eylemimizle kişisel bir gelişim yolu izlemeyi hedefliyoruz. Ama hayattan beklentilerimiz ve toplumsal beklentilerin kesişmeleri, birbirlerini engellemeleri birbirlerini kesmeleri sonucunda asıl doğamızın epey uzağında hayatlar sürüyor oluyoruz. Oldukça popüler bir örnekle gidecek olursak mavi ve kırmızı hapı yutmak isteyip istemediğimizle ilgili bir yerde duruyoruz. Mavi hapla bu mevcut güvende olduğumuz hayatı sürdüreceğiz ya da kırmızı hapı yutarak aslında kendimizi kandırmalarla örülü bambaşka bir hayata gözlerimizi açacağız. Elbette o kandırmaları aşmak onların içinde arkalarda biryerlerde kalan gerçek doğamızın dünyaya gelmesinin hem ebesi hem bebeği olabilmeyi yaşayacağız.

Kişisel gelişim kişinin kendini kandırması değil kendini kandırmaması sürecidir. Kişinin acılarından kaçması, onları bastırması değil onlarla yüzleşmesi sürecidir. Onları çözmesi çözerken asla pes etmememesidir. Her yeni gün ve anda aşılacak bir sürü engele gözünü kapatmamaktır. Kendimizi kandırıyor olduğumuz gerçeğini kabul edip bu rüyadan kendimizi uyandırmak istememizdir. Oldukça zor ve çetin bir yoldur. Her anında biraz daha fazla sıkıntı vardır. Ama her geçilen eşikten sonra biraz daha fazla hafifleyen büyüyen olgunlaşan bizlerde varız. Aslında hepimizin içinde aynı sorular var hepimiz bir biçimde benzer şeyleri yaşıyoruz. Tek farkımız onları bambaşka biçimlerde bambaşka yerlere koyuyoruz, anlamlandırıyoruz. Böylece hayatın her anında yepyeni renkleri keşfediyoruz. Hepimizin gördüğü birbirinden farklı olduğundan her anlattığımız birbirinden farklı oluyor. Hepimizin ortak hedefi de aynı anda aynı yere bakıp aynı şeyi görmeyi becerebilmek. İşte kişisel gelişim dediğimiz her tür uygulamak düşünce bizi bu yere götürüyor. Kendi kaynağımıza. O yere baktığımızda o yerde olduğumuzda hepimiz aynı şeyi aynı biçimi ile görüyor olacağız.

Hepimiz bir biçimde özel olmayı isteriz. İçimizde bir yerler bize hep kendimizi özel hissettirir. Oysa hepimiz birbirimizin dengiyiz. Yok birbirimizden farkımız. Bizi bambaşka yerlere götüren kişisel gelişim haritamızdır. Onun üzerine eklediğimiz her küçük parça bizi sonsuzluğun içinde bambaşka bir mucizenin içine atar.

Bu yazı ve yazıların hedefi de kendi gerçekliğini arayan birinin bu yoldakilere yoldaşlığı olacaktır. Her tür fikre açık sürekli gelişen büyüyen bir yapıda devam edecek olan bir serüven.

 “Uzak yolculuklar için bir büyü kelimesi…”

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s